Merak Ettikleriniz

  • Böbrek Nakli İçin Para Ödeyecek miyim?

    SGK (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) günümüzde böbrek ve diğer organ nakil giderlerini karşılamaktadır.
     
    Kent Hastanesinin SGK ile böbrek nakilleri konusunda anlaşması mevcuttur. SGK mensubu hastalar, özel sigortası olan hastalar ve anlaşmalı kurum hastaları Kent Hastanesinde herhangi bir ücret ödemeden canlı vericiden ya da kadavradan böbrek nakillerini olabilmektedirler.
     
    Başvuru için 444 53 68 nolu telefonlara ulaşmanız yeterlidir. Böbrek nakli merkezi sorumluları sorularınızı yanıtlayacaktır.
     
     
    Kent Hastanesi Organ Nakli'ni desteklemektedir...
     
     
  • Böbrek Nakli İşlemlerine Nasıl Başlayacağım?

    Bir diyaliz hastası ya da diyalize yakın zamanda girecek bir böbrek hastasıysanız Kent hastanesi Böbrek Nakli Merkezi 'ne başvurmanız yeterlidir.

    Böbrek nakli koordinatörü, nefroloji uzmanı ve nakil cerrahları sizinle görüşüp böbrek nakli konusunda sizi bilgilendirecektir ve nakil için uygun olup olmadığınız değerlendirilecektir. Nakledilecek böbrek gönüllü ve uygun, yasanın izin verdiği akrabalardan ya da beyin ölümü gelişmiş kişilerden elde edilir.
     
    Nakil için uygunsanız öncelikle tüm canlı verici adayı akrabalarınız değerlendirilecek ve böbreği size uyumlu bir akrabanız size böbreğini bağışlamaya gönüllü ise onun değerlendirmesinde de sorun olmaması durumunda çok kısa bir sürede böbrek nakliniz gerçekleştirilir.
     
    Yasanın izin verdiği akrabalarınız arasından böbrek bulunamaması durumunda böbrek nakli ekibi sizi ulusal kadavradan böbrek bekleme listesine dahil edecektir. Bunun için böbrek nakli merkezi sizin uyumluluk durumunuzu ortaya koyan bazı testler yapacak ve bu testler (özellikle kan grubu ve doku tipinin belirlenmesi) sayesinde size uygun bir kadavra çıktığında en kısa zamanda size ulaşılacak ve saatler içerisinde nakliniz gerçekleştirilecektir.
     
    Kent Hastanesi Organ Nakli'ni desteklemektedir...
     
  • Nakledilecek Böbrek Kimlerden Temin Edilir ?

    Böbrek nakli operasyonu için hastanın uygun bir vericiye ihtiyacı vardır. Bu verici canlı ya da kadavra (yaşamı sona ermiş) olabilir.

    Canlı Vericiden Böbrek Nakli: Verici sizin yakın ya da uzak akrabalarınızdan biri olabileceği gibi, yakın bir arkadaşınız veya böbreğini ihtiyacı olan bir hastaya bağışlamak isteyen herhangi bir bağış sever de olabilir. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre 4. dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından böbrek alınıp hastaya nakledilebilir. Ülkemizdeki geçerli yasalara göre akraba olmayan canlı verici adaylarının bağışı ancak belli bazı kıstasların varlığı durumunda kabul edilebilir, bununla birlikte bu durum sosyal ve etik açıdan sorunlara neden olabileceği için ülke genelinde uygulanması çok yaygınlaşmamıştır.

    Gönüllü kişide yapılan ayrıntılı bir tıbbi değerlendirme ile bir böbreğinin alınmasında herhangi bir sakınca ya da engelin olup olmadığı araştırılır. Tıbbi değerlendirmenin içeriği şu şekildedir:

    • Vücuttaki kalp, akciğer, sindirim sistemi gibi hayati önem taşıyan organların fonksiyonları ve yapıları değerlendirilir. Bu değerlendirme organ nakli ekibindeki nefrolog tarafından ve onun liderliğinde gerçekleştirilir.
    • Böbreklere yönelik incelemeler yapılarak böbreklerin yapısı, işlevsel durumları, böbreği besleyen damarlarının durumu, idrar boşaltım yolları ile ilgili kontroller yapılır.
    • Ruhsal durumu psikolog tarafından değerlendirilir ve gerçekten gönüllü olup olmadığı, verici üzerinde herhangi bir sosyal baskının varlığı sorgulanır.

    Eğer tüm incelemeler uygunsa gönüllü kişinin böbrek bağışlamasında bir sakınca olmadığına karar verilebilir.

    Kadavradan Böbrek Nakli: Kadavra vericilerin çoğunu genellikle trafik kazası, beyin kanaması, beyin tümörü veya kalp krizi gibi ciddi hastalıklar nedeniyle yoğun bakımda izlenen, solunum cihazına bağlı ve beyin hasarı nedeniyle beyin ölümü gerçekleşmiş ve tıbbi açıdan kanıtlanmış beyin ölümü tanısı alan hastalar oluşturur. Beyin ölümü gelişen bu kişilerin organlarının alınabilmesi için ailelerinin izin vermesi yasal bir zorunluluktur. Yapılan incelemeler ile organı alınan kadavra vericinin herhangi bir bulaşıcı hastalık, günümüz olanakları ile saptanabilen bir kanser veya böbrek hastalığına sahip olmadığı göstermelidir. Uygun şartlarda çıkartılan ve özel koruma sıvılarında korunan böbrekler beyin ölümü gerçekleşen kişiden alındıktan sonra en kısa sürede alıcıya nakledilmeye çalışılır. Ülkemizde kadavradan organ bağışı son derece az olduğu için uzun bekleme listeleri vardır.

    Her iki tip böbrek naklinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları mevcuttur. Gelişmiş ülkelerde canlı vericilerin sayısı artmaktadır. Canlı vericilerin kullanılmasıyla kadavra başarısına göre biraz daha yüksek başarı oranları elde edilmiştir. Canlı bağış bazı hastaları uzun bekleme listesinden ve hatta diyalizden koruyabilmektedir. Günümüzde, dünyadaki tüm böbrek nakli operasyonlarının %20-25’i canlı vericilerle uygulanmaktadır. Vericilerin çoğu genetik olarak akrabadır. Yine de, küçük ama giderek artan sayıda olguda, vericiler genetik olarak ilişkili değildir ve eş, arkadaş veya duygusal olarak bağlı diğer kişileri içermektedir. Canlı vericilerin yakın akraba olması tercih edilir. Yakın akrabalarda (kardeş, anne, baba, çocuk) uyumlu böbrek olma olasılığı daha fazladır. Akraba olmayan kişilerde uyumlu böbrek bulunması olasılığı düşüktür. 18 yaşından küçükler böbrek vericisi olarak kullanılamazlar. Bir insanın böbrek vericisi olması için gönüllü olması gereklidir, hiç kimseden zorla organı alınamaz. Etik ilkeler canlı vericilerin zorlanmamış olmasını ve herhangi bir mali kazanç sağlanmamasını zorunlu kılar. Canlı bağış olağanüstü değere sahip bir “hediye” olarak düşünülmeli ve uygun bir verici bulunduğunda hemen gerçekleştirilmelidir.

    Canlı vericiden yapılacak olan böbrek nakli, hastaya yardım etmek için sağlıklı bir kişiyi büyük bir cerrahi riske maruz bırakan, vericinin bedensel ve ruhsal sağlığının etkilenebileceği olağandışı bir olaydır. Bu nedenle hem verici hem de alıcının yapılacak operasyonun yarar ve zararları açısından çok iyi değerlendirilmesi şarttır.

    Tüm olgularda vericinin böbrek işlevleri bir nefrolog tarafından değerlendirilir. Verici isteklendirme, zindelik ve ameliyatın risklerini anlama yeteneği açısından bir psikiyatrik ve ayrıntılı bir tıbbi değerlendirmeden geçirilir, böbreğinin alınmasının kendisinde bir sorun oluşturup oluşturmayacağı araştırılır.

    Potansiyel vericinin değerlendirmesi tam bir öykü ve fizik muayene, rutin laboratuar testleri ve Epsitein-Barr virüsü (EBV), herpes virüsü, sitomegalovirüs (CMV), insan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve hepatit B virüsü (HBV) ve hepatit C virüsü (HCV) için serolojik değerlendirmeyi içerir. Rutin değerlendirmenin bir parçası olarak, idrar analizi ve idrar kültürünün yanında böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek ve protein atılımını ölçmek için 24 saatlik idrar toplanır. Hipertansiyon şüphesi varsa, en az üç ila on farklı zamanda tansiyon ölçümü yapılır.

    Böbrek ve idrar yolları sistemini görüntülemek için renal arteriografi yapılması zorunludur.

    Vericiler birçok nedenden dolayı uygunsuz olarak değerlendirilebilir.

    Canlı Vericiler İçin Dışlama Kriterleri

    Kesin Dışlama Kriterleri
    • 18 yaşından küçük olmak
    • Kontrol edilemeyen hipertansiyon
    • Diabetes mellitus (Şeker hastalığı)
    • İdrar normalden fazla protein saptanması, Proteinüri (24 saatlik idrarda 300 mg ın üzerinde protein varlığı)
    • Böbrek fonksiyonlarında sorun olması (Yaş için normal aralığa göre anormal glomerüler filtrasyon hızı)
    • Mikroskopik hematüri (idrarda kan hücrelerinin saptanması)
    • Yüksek tromboemboli (pıhtı oluşturma) riski
    • Çift taraflı böbrek taşı öyküsü
    • HIV testinin pozitif olması (AİDS hastalığı)
    •Tıbbi olarak anlamlı rahatsızlık (kronik akciğer hastalığı, yakın geçmişli kanser, kalp hastalığı, aktif bulaşıcı hastalık varlığı, ileri karaciğer hastalıkları, ciddi kalp hastalıkları, idrarın akımına engel bir hastalığın varlığı, aktif mide ülseri)


    Göreceli Dışlama Kriterleri
    • Aktif kronik infeksiyon (örneğin tüberküloz, hepatit B/C, parazit)
    • Aşırı kilo (ideal vücut ağırlığının %30’un üzerinde olması)
    • Psikiyatrik bozukluklar

    Psikiyatrik bozukluğu olan vericiler bir psikiyatrist tarafından önerilen işlemi anladığına ve kabulüne ilişkin kapsamlı olarak değerlendirilmelidir.

    Böbrek transplantasyonu yapılabilmesi için alıcı ile verici arasında ABO kan grubu sisteminde uyum olmalıdır; O kan grubu herkese böbrek verebilir, AB kan grubu herkesten böbrek alabilir.

    Rh sisteminin ise bir önemi yoktur; yani Rh negatif bir kişi Rh pozitif bir kişiden böbrek alabilir.

    Alıcı ile verici arasında uyum aranan ikinci sistem, doku grubu olarak bilinen HLA sistemidir. HLA sistemi doku uygunluk antijenlerini içerir. Böbrek transplantasyonunda önemli olan A, B ve DR antijenleridir ve her insanda ikişer tane bulunur. Böbrek transplantasyonunda en iyi sonuç doku uygunluk antijenlerinde tam uyum olduğu durumlarda alınmaktadır; vericide alıcıda olmayan DR, B, A antijenleri arttıkça alıcının böbreği reddetme olasılığı artmaktadır.

    Günümüzde, organ bağışı için yaş sınırı sabit değildir. Geleneksel olarak, 55 yaşın üzerindeki olguların uygun olmadığı kabul edilmektedir, ama dünya çapında transplant organlarının yetersiz sayıda olması daha önceleri kabul edilen sınırlardan daha yaşlı kadavra organlarının kullanılmasına yol açmıştır. Organ bağışı için yaş aralığı açısından son 10 yıl içinde gözlenen en büyük değişim üst yaş sınırının yükselmesidir. Altmış beş yaş üzerindeki vericilere ait transplant böbrekleriyle alınan sonuçlar kısa dönemde genç organlardan elde edilen sonuçlarla benzerlik göstermektedir. Ancak, uzun dönem böbrek sağ kalım oranı daha azdır. Bu nedenle, günümüzde bağış için mutlak yaş sınırlaması yoktur. Yine de, yaşlı vericiler daha çok eş zamanlı hastalık sergilediklerinden, dikkatli seçim yapılmalıdır.

     

  • Çapraz Nakil

    Günümüzde yakınları böbrek bağışlamak istediği halde kan grubu uyumsuzluğu olduğu için bu isteğini gerçekleştiremeyen bir grup hasta ve hasta yakını mevcuttur. Her ne kadar kan grubu uyumu olmayan nakiller yapılabilir ise de, bu uygulamada başarı şansının daha az olması ve bu tür nakillerde kullanılan ilaç ve bakım giderlerinin yüksek olması nedeniyle tercih edilmez. Vericisi olduğu halde böbrek nakli yapılamayan bu hastalarda kan grubu uyumu olmadan böbrek nakli yapılabilmesi “çapraz nakil” (takas nakil, böbrek kardeşliği, paired donation) adı verilen uygulama ile mümkün olabilir. Bu yöntem ile verici akraba böbreğini tanımadığı bir başka hastaya vererek kendi yakınını kadavra listesinden çağırılma beklentisinden kurtarır ve böylece bu beklentinin uzaması nedeniyle oluşabilecek yaşamın sona ermesi dahil böbrek yetmezliğinin ortaya çıkaracağı istenmeyen bir çok sağlık sorunundan da kurtarmış olur.

     Kan grubu A veya B olan hastalar kan grubu uyumlu vericileri olmaması durumunda çapraz nakil adayı olabilirler. Gönüllü bir akraba vericisi olmasına rağmen kan ve doku uyuşmazlığı nedeniyle kendi akrabası olan vericisinden böbrek alamayan hastaların, aynı durumdaki bir başka çift ile eşleşerek birinin vericisinden diğerinin alıcısına böbrek nakli yapılması uygulamasına “çapraz nakil” adı verilir.

     Kan grubu A olan bir nakil adayı hastanın (Alıcı A), kan grubu B olan bir verici yakını (Verici A) olduğunu düşünelim. Diğer ailede ise kan grubu A olan bir verici (Verici B) ile kan grubu B olan bir alıcı (Alıcı B) olsun. Her iki ailenin yakınları arasında kan uyumu olmadığı için yakınlarından böbrek nakli yapılamaz. Bununla birlikte, çapraz nakil uygulaması ile kan grubu B olan sağlıklı hasta yakının (Verici A) böbreğini kan grubu B olan (Alıcı B) tanımadığı bir başka diyaliz hastasına verebilme şansı ortaya çıkar. Birbirini tanımayan iki farklı aile üyelerinin birbirlerine böbrek vermesi söz konusu olduğu için bu duruma “böbrek kardeşliği” adı da verilmektedir.

     

     Kan grubu O veya AB olan hastaların çapraz nakil olma şansı daha düşüktür ve durum biraz daha karmaşıktır. Örneğin; alıcısı O ve vericisi A grubu olan çift ile alıcısı A ve vericisi O grubu olan çifti düşünelim. Alıcısı O ve vericisi A grubu olan çiftin vericisi sadece A grubu alıcıya böbrek verebilirken,  alıcısı A ve vericisi O olan çiftin vericisi hem A grubu akrabası olan alıcısına hem de O grubu alıcı olan yabancıya böbrek verebilir. Çapraz nakil kararı alındığında ise O grubu verici kendi yakını olan A grubu alıcıya rahatlıkla böbreğini verebilecekken tanımadığı ve akraba olmadığı O grubu alıcıya böbreğini verir. Bu durum ilk bakışta gerçekleşmesi güç, gönüllü olunamayacak bir seçenek gibi görünse de çiftler arasında böyle bir değişimi tercih edebilecek olan gönüllüler olabilmektedir. Bu durumda O grubu verici böbreğini kendi yakınına verebilecek iken tanımadığı bir başka hastaya vermeyi kabul ederek fedakârlık etmiş, A grubu verici ise böbreğini olağan çapraz nakildeki gibi bir başkasına vermiş olur.

    Böbrek kardeşliği sadece ABO kan grubu uyumsuzluğunu çözmek için değil, aynı zamanda cross tetkiki uygunsuz çıkan çiftler arasında nakil yapılabilmesini sağlamak için de önemli bir seçenektir. Bu durumda nakil için alıcı ve vericinin kan grupları da dahil tüm kriterlerin uygundur, ama “cross-match” tetkiki pozitif çıkar ve nakil yapılması mümkün olamaz. Bu durumda olan iki benzer çift arasında çapraz olarak “cross-match” tetkiki negatif çıkarsa çapraz nakil ile her iki hastada sağlıklarına kavuşabilirler.
     
    Alıcı ve verici arasındaki doku uyumunu daha çok arttırabilmek için çapraz nakil uygulanması ile ilgili çalışmalara tüm dünyada daha çok önem verilmektedir. İlk kez Kore’de uygulanan çapraz böbrek nakli zamanla yaygınlaşmıştır. Bu yöntemin hızla artırılması, böbrek nakli yapan ekiplerin çoğalması ülkemizdeki böbrek bekleme listelerinin azalmasını ve böbrek yetmezliği olan diyalize bağlı hastaların sağlıklarına daha erken kavuşmalarını sağlayacaktır. Ülkemizde böbrek nakli için bekleyen hastaların büyük çoğunluğunun nakil yapılamadan hayatlarını kaybettiği düşünülürse bu uygulamanın önemi daha iyi anlaşılır.

     Bu uygulamanın gerçekleşebilmesi için canlı vericisi olan ancak kan grupları uyuşmayan nakil adayı kişilerin verici yakınları ile birlikte nakil merkezlerine başvurmaları gerekmektedir. Çapraz nakil süreci eksiksiz bir koordinasyon ve ciddi bir inceleme gerektirir.

     Hasta ve ailesinin çapraz nakil isteğini kayıtlı olduğu nakil merkezine belirtmesi gereklidir. Böbrek nakli merkezlerinde çapraz nakil isteği olan hasta listelerinden yola çıkılarak hastaların verileri eşleştirilir.
     Uygun olan çiftlere bilgi verilerek görüşmeye davet edilir, aileler tanıştırılır. Her iki ailenin de onayı olması durumunda kişilerin sağlık durumları incelenerek nakil süreci başlatılır.
     Çapraz nakilde her iki verici ameliyatı aynı anda başlar, böbrekler aynı anda çıkartılır, alıcılar aynı anda operasyona alınır ve nakil işlemi aynı gün gerçekleştirilip süreç tamamlanır.
     Bu yöntem uygun çiftler bulunursa 2 den fazla çifte de uygulanabilir.

  • Organ Bağışının Manası ve Önemi

    Organ bağışından ne kastediyoruz ? Organ bağışı, yaşarken yaptığımız bir bağış ama ölümümüzden sonraki bir uygulamayı yansıtıyor. Canlı vericilerden yapılan nakillerde organlarından birini ya da bir parçasını bağışlamak organ bağışı kapsamında mıdır ? Organ bağışının ailemizi ilgilendiren yönleri nelerdir ? Organ bağışı dediğimizde her şeyden önce ikinci tip organ nakillerini kastettiğimizi vurgulamamız gerek. Yani kadavradan ya da tıbben ölmüş kimselerden olan nakiller için ortaya atılmış bir kavramdır organ bağışı. 

     
    Canlıdan nakillerin genellikle akrabalar arasında olması münasebetiyle tam bir bağış sayılmaması doğaldır. Akraba olmayan bağışlarda da özellikle dünyada uygulandığı şekliyle yakınlığın yanında diğer menfaatlerin de bulunabileceği göz ardı edilemez. Zaten canlıdan nakiller tıp etiği yönüyle de sağlıklı bir insanın hayatının riske edilmesi açısından bazı soru işaretleri taşımaktadırlar. Yine de bulunan organların yetmediği bu koşullarda insanları kurtarmanın yegane yolu olmaları münasebetiyle kaçınılmaz olarak uygulanmaktadırlar. 
     
    Asıl organ bağışı kavramı ise kadavra nakilleri için kullanılmaktadır. Yaşam boyu kullandığımız bizi yaşatan organlarımızın, öldüğümüzde bambaşka hem de tanımadığımız insanları yaşatmak amacıyla kullanılması ve bu organlardan, bağışlayanların herhangi bir menfaatinin olmaması, kavram olarak gerçek bir bağış olduğu gibi aynı zamanda büyük bir insanlık örneğidir de. 
     
    Bu aynı zamanda insanın yaşama duyduğu saygının da bir ifadesidir. Dünyanın malının dünyada kalacağı bilinciyle, sadece insana has olan ardında bir şeyler bırakabilme, insanlık adına da bir şeyler yapabilme duygusunun da doruk noktasıdır. Belki o anda organları bağışlanan kişi bunun bilincinde olamamaktadır ama zaten tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu bağış daha ziyade yaşayanları ilgilendiren bir olgudur. Ölen kişinin bağış kartı olsa da olmasa da bağışı yapacak olanlar ölenin yakınlarıdır. Yakınlarının istememe halinde kişinin kendi organ bağışı hiçbir şey ifade etmez. 
     
    O nedenle organ bağışı denildiğinde kendimize sormamız gereken asıl soru; kendi organlarımızı bağışladığımız kadar en sevdiklerimizin organlarını bağışlayıp bağışlayamayacağımız olmalıdır ? Görüldüğü gibi bu çok zor bir sorudur. Ama bir gün organ bekleyen bir yakınımızın olabileceği gibi organını bağışlamak veya bağışlamamak durumunda kalacağımız bir yakınımız da olabilir. 
     
    Kent Hastanesi Organ Nakli'ni desteklemektedir...
     
     
  • Beyin Ölümü Nedir?

    Beyin ölümü kesin olarak tam bir ölümü ifade eder. Bunun şüpheye mahal bırakmadan anlaşılması herkes için büyük önem taşır. Bir yakınımızı kaybettiğimizde, bazen toprağa verdikten sonra bile öldüğüne inanamıyoruz. Dolayısıyla böyle bir kavramla karşılaştığımızda aklımızda soru işaretlerinin kalmamış olması gerekiyor. Ölümün ruhsal anlamda tanımını yapmak biz hekimlere düşmez. Bu son derece derin ve felsefi bir konudur. Biz ancak ölümün biyolojik yönü üzerinde konuşabiliriz. Bunu yapabildiğimiz içindir ki, bedenleri öldükten sonra toprağa gömebiliyoruz. Eğer bu biyolojik sonlanmayı bilemeseydik ve tanımlayamasaydık hiç kimseyi gömmememiz gerekirdi. 

     
    Kesin tanımını kazanmadan önce ölümün tanımı, tarih içinde bazı değişiklikler geçirmiş ve uzun yıllar boyu kalbin durması şeklinde tanımlanmıştı. Ama kalp durmasının artık ölüme delalet etmediğini sadece doktorlar değil pek çok insan bugün biliyor. Belli bir zaman içinde müdahale edildiğinde kalbin durduktan sonra tekrar çalıştırılması ve yaşama geri dönüş artık filmlerde ve romanlarda bile pek çok olaya konu oluyor ?  İnsanın ölümü tamamıyla beyinde vuku bulan bir olaydır. İnsanı tanımlayan ve insan yapan her şey; aklı, zekası, duyguları, kişiliği hepsi beyninde saklıdır ve diğer tüm organlar bir bütün halinde onu var etmek için çalışırlar. Beyin de bir ana kontrol merkezi gibi tüm bu organların birbiriyle uyum içinde çalışmasını sağlar. Bu ana kontrol ortadan kalktığında, her organın kendi otonom bir ömrü vardır. Koordinasyon ortadan kalktığından ortaklık bozulur ve hepsi belli bir süre içinde biyolojik canlılığını yitirir. Bu süre maksimum 72 saattir. Bu nedenle bugün artık kesin olarak biliyoruz ki beyin ölümü tam anlamıyla ölümü ifade eder. Bu 72 saatlik süre içinde organların canlılığını koruyabilmesi için çok yoğun bir tıbbi bakımın yanında bedenin solunum cihazına da bağlı olması gerekir. Bu bakım süreci hastayı yaşatmaya yönelik değildir. Hasta kaybedilmiştir. Bu bakımdan amaçlanan organ bağışında bulunulursa organların bir süre daha yaşatılmasıdır. ( 72 saat ). Organ bağışında bulunulmadığında beden solunum cihazından ayrılır. Dünyanın her yerindeki hukuki uygulama da bu şekildedir. Ülkemizde de bu süre içinde organ bağışı olmadığında bile vakanın yakınları isterlerse cenazelerini alabilirler. 

    Kent Hastanesi Organ Nakli'ni desteklemektedir...
     
     
  • Tuz Tüketimi ve Sağlık

    Besinlerin içinde bulunan sodyum, doğal besin tuzu olarak adlandırılır. Mutfaklarımızda kullandığımız sofra tuzu da sodyum içerir. Tuz, yemeklerde lezzet verici olarak kullanıldığı gibi, besinleri saklama işlemlerinde de kullanılır. 
    Sağlık açısından değerlendirildiğinde, tuz yani sodyum klorür yaşam için elzem minerallerden biridir. Ayrıca organizmada sıvı dengesini sağlamada ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynar. 
    Tuzun yani sodyumun diyette eksikliği pek görülmez. Ancak uzun süreli kusma, ishal varsa yetersizlik olabilir. Normal şartlarda birçok besinden kolaylıkla alınır. 
    Vücuttaki sodyum düzeyini böbrekler ayarlar. Fazla alınan sodyumun bir kısmı idrarla, daha az oranlarla da terlemeyle atılır. 
     
     
    Ne kadar tuz tüketmeliyiz;
    Vücudun normal olarak işlevini sürdürebilmesi için sağlıklı bireyin günlük 1250 mg tuz alımı yeterli miktar olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşık ¼ tatlı kaşığıdır. Bu miktarı yediğimiz besinlerin doğal içeriğinden karşıladığımız için yemeklerimize pişirilme aşamasında veya sonrasında tuz eklememiz gereksizdir. Yani yiyeceklerimize hiç tuz eklenmediği durumda bile vücutta tuz eksikliği gelişmez. Beslenme alışkanlıkları nedeni ile hiç tuz kullanımının olmadığı toplumlar vardır ve bunlarda neredeyse hiç hipertansiyon gözlenmemektedir. 
     Günlük alınan tuz miktarının 5 gramı geçmemesi önerilmektedir.  2008 yılında Türkiye Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin yaptığı ve ülke genelini yansıtan “Türk Toplumunda Tuz Tüketimi Çalışması”na göre tuz tüketimimizin günde 18 gram olduğu belirlenmiştir Bu miktara göre ortalama bir Türk mutfağı diyeti, önerilen tuz miktarından yaklaşık 4 kat fazla tuz barındırmaktadır.
     
    Fazla Tuz Tüketimi;
    • İdrarla kalsiyum atımı arttırır. Bu durum kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. 
    • Kan basıncı arttırır ve hipertansiyona zemin hazırlar.
    • Kalp hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği ve bazı kanser türleri için risk faktörüdür.
     
    Tuz Tüketimini Azaltmanın Yolları
    • Taze sebze ve meyveleri tercih edin. 
    • Et, tavuk, balık, kurubaklagiller, yumurta, süt, makarna, pirinç ve yulaf gibi besinler tüketiniz.
    • Hazır satılan köfte ya da köfte harçları yerine köftenizi kendiniz hazırlayınız.
    • Et, tavuk ve balık pişirirken herhangi bir marinasyon işlemi yapmayınız. Örneğin tavuğu soya sosunda bekletmek gibi.
    • Et suyu, salamura besinler, konserveler, salam sucuk sosis gibi şarküteri ürünleri, tütsülenmiş besinler, paketlenmiş besinler çok yüksek oranda sodyum içerirler, bunlardan mümkün olduğunca uzak durunuz.
    • Kahvaltılık gevrekleri, hazır patates cipslerini tüketmeyiniz.
    • Hazır paketli zeytin yerine evde kendi yaptığınız zeytini tüketebilirsiniz.
    • Lezzet vermek için tuz yerine baharatları tercih edin.
    • Yemekleri pişirirken tuz atmaktan kaçının. Örneğin makarnanın pişme suyuna tuz atma alışkanlığından vazgeçin. 
    • Paketlenmiş besinlerin etiketlerini okuyun. 
    • Masada tuz kullanmayın.
    • Turşu, ketçap, hardal, zeytin, soya sosu gibi besinlerin de tuz içeriğinin çok fazla olduğu unutulmamalıdır. 
    • Şişe domates, konserve domates ya da salamura yaprak yapmak yerine bunları derin dondurucuda oldukları halde saklamalısınız.

    Benzer Ürünlerin Tuz Miktarları

     

    Besin

    Tuz  (mg)

    1 orta boy salatalık turşusu

    2087

    1 kase hazır sebzeli etli çorba

    2100

    ½ kase konserve fasulye pilaki

    425

    ½ kase yeşil fasulye

    <15

    1 kase tavuk suyu

    2512

    1 dilim ekmek ( 25 gr)

    365

    Makarna

    <15

    Beyaz peynir ( 30 gr)

    187

     1 adet yumurta

    172

    Az yağlı dana eti ( 30 gr)

    60

    Tavuk et ( 30 gr)

    52,5

    4 yemek kaşığı taze bezelye

    5

    4yemek kaşığı konserve bezelye

    590

    1 paket peynirli kraker

    2597

    Cheeseburger

    1742

    Hamburger + patates + kola

    1172

    1 orta boy lahmacun

    1415

    Salam sosis (100 gr)

    3167

    ¼ yufka

    1000

    1 porsiyon döner

    8600

    1 porsiyon pizza

    4000

    ½ kutu tuna konservesi

    775

     

  • Böbrek Biyopsisi

    Böbrekten ultrasonografi kılavuzluğunda iğne ile ince bir doku örneği alınması işlemine böbrek biyopsisi adı verilir.

    Nakil operasyonu sonrası rejeksiyon şüphesi ortaya çıktığında böbrekten alınan biyopsi ile bu şüphe doğrulanır. İşlem kısa süreli bir müdahaledir, radyoloji uzmanları tarafından ultrasonografi kılavuzluğunda gerçekleştirilir.

    İşlem öncesi hastanın aç olması (en az 6 saat ağızdan herhangi bir şey almamış olması), kanama pıhtılaşma testlerinin yapılmış ve test sonuçlarında kanamaya eğilimin olmadığını gösteren sonuçların elde edilmiş olması gereklidir. Eğer kan sulandırıcı herhangi bir ilaç kullanımı söz konusu ise işlemden en az bir hafta önce bu tür ilaçların alımının kesilmesi gerekmektedir. Bu tür ilaçlar kanama riskini arttırırlar. Ek olarak idrar yollarınızda herhangi bir enfeksiyon olup olmadığı kontrol edilir. İdrar yolu enfeksiyonu mevcutsa antibiyotik tedavisinden sonra işlem yapılmalıdır.

    İşlem sırasında hasta genellikle uyanık ve bilinci yerindedir. İşlem derin anestezi gerektirmez, sadece lokal anestezi uygulanır. Hastanın hissedebileceği ağrı azdır. İşlem yaklaşık 20-30 dakika süre içinde bitirilir.

    Böbrekten doku örneği almak için önce iğnenin gireceği vücut bölgesindeki cilt antiseptik solüsyonla temizlenerek mikroplardan arındırılır. Bu bölge steril örtüler ile örtülür. Steril bir kılıf geçirilmiş ultrasonografi cihazı probu ile nakledilen böbrek ekranda görüntülenir. Böylece böbreğin karın içindeki yeri tespit edilmiş olur. Biyopsi iğnesinin geçeceği cilt ve cilt altı dokulara lokal anestezi uygulaması yapılır. Ardından ultrasonografik görüntü kılavuzluğunda bu tür biyopsi işlemleri için üretilmiş özel bir iğne vücut içinde ilerletilerek böbreğe ulaşılır. İğnenin böbrekten çok ince ve nispeten uzun bir doku dilimini kesip çıkaracak keskin ve kesici bir ucu vardır. İğne böbreğe ulaştığında biyopsi aparatının yardımı ile böbreğin uygun yerinden ile girilerek biyopsi alınır.



     
    Alınan dokunun boyutları biyopsi iğnesinin tipine göre değişebilir ancak genellikle 1 mm kalınlıkta ve 15-20 mm uzunluğunda ince bir doku örneği elde edilir. Patolojik değerlendirmenin yeterli olabilmesi için genellikle 2-3 örnek alınması gereklidir.

    Biyopsiyi takiben kanama açısından gerekli kontroller yapıldıktan sonra hasta o gün için servis gözetiminde yatağında dinlenmeye alınır. Tansiyon, nabız ve ateş gibi hayati bulguları takip edilir. Takip sırasında ağrı ve kanama yönünden gerek görülürse kan sayımı ya da ultrasonografi gibi ek incelemeler yapılabilir. Hasta işlemden dört saat sonra yemek yiyebilir, sıvı alabilir. Genellikle sonraki gün hasta normal günlük hayatına dönebilir.

    Biyopsi ile alınan böbrek dokusu örneği özel bir solüsyona konur ve patoloji laboratuarına gönderilir. Alınan doku örneği patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenir ve bir rapor hazırlanır. Biyopsi sonucu patoloji bölümü tarafından genellikle 2 gün içerisinde raporlanabilmektedir.

    Biyopsi sonucuna göre böbrek durumu değerlendirilip rejeksiyon olup olmadığı, eğer varsa hastanın ne tür bir tedaviye ihtiyacı olduğu belirlenebilir.

    İşlem sonrası ortaya çıkabilecek istenmeyen klinik durumlar içerisinde en önemli olanı kanamadır. Bu kanama idrar yollarından gelebilir, ya da böbreğin içine ya da böbreğin etrafındaki komşu dokulara sızma şeklinde olabilir. Ultrasonografi eşliğinde yapılan bir işlem olduğu için ana damarların yaralanması ihtimali çok düşüktür ancak nakil böbreklerde hastanın kullandığı immünsüpresif tedavilere de bağlı olarak böbrek kan damarları çok kırılgan olabilir ve sızıntı yapabilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda kanamanın derecesine göre gözlem, kan nakli ve gerekirse anjiografik teknikler (böbreği besleyen damarların radyolojik yöntemler ile görüntülenmesi) ile gerekli müdahaleler yapılır. Ancak girişim gerektirebilecek kadar ciddi bir kanama ortaya çıkma olasılığı nadirdir, %3-4 oranında görülür. Bunun haricinde karşılaşılabilecek diğer istenmeyen durumlar son derece nadirdir.

    Böbrek biyopsisi işleminden sonra 2 hafta süre ile ağır kaldırma, ağır egzersiz ve cinsel aktivitede bulunmak sakıncalıdır. Bu dönemde kabızlık olmaması önemlidir çünkü karın içi basıncını yükselten ıkınma hareketleri olası bir kanamayı tetikleyebilir. Eğer böyle bir durum varsa doktorunuza danışıp dışkı yumuşatıcı ilaçlar isteyebilirsiniz.

    Aşağıdaki durumlardan herhangi biri ortaya çıktığında doktorunuza başvurmalısınız:
     

    •  İdrarda aşırı kanama olması.
    •  İdrar yapamama.
    •  Biyopsi yapılan vücut bölgesinde şiddetli ağrı ortaya çıkması.
    •  Ateş yüksekliği.
    •  Cilt renginizde soluklaşma ve baygınlık hissinin ortaya çıkması.
       
  • Nakil Sonrası Sistoskopi Müdahalesi İle DJ Stent Çekilmesi

    Nakil Sonrası Sistoskopi Müdahalesi İle DJ Stent Çekilmesi

    Bu işlem sistoskopi için önceden hazırlanmış bir odada ya da ameliyathanede yapılacaktır. Bir hemşire ya da teknisyen size yapılacak olanları anlatmak ve sizi hazırlamak için yanınızda olacaktır. Sizden operasyon masasına uzanmanız istenecek ve anestezi uygulanmadan hemen önce kimliğiniz, sorumlu doktorunuz ve size yapılacak olan tetkikin sözel olarak doğrulanması işlemi yapılacaktır. Bu aşamada hatalı olduğunu düşündüğünüz herhangi bir durum olursa konuşmaktan ve operasyon ekibini uyarmaktan çekinmeyin.

    İlk olarak, işlem boyunca ağrı duymamanız için bir anestezi uzmanı tarafından size uygun bir tür anestezi (genel ya da bölgesel) yapılacaktır, işlem genel ya da bölgesel anestezi ile yapılmayacaksa idrar yollarınıza üroloji uzmanı tarafından uyuşturucu bir ilaç verilerek işlem sırasında ağrı duymamanız sağlanacaktır. Cinsel organlarınızın bulunduğu vücut bölgenizin mikrop öldürücü solüsyonlar ile silinmesinden sonra steril (mikrop taşımayan) bir örtüyle belden aşağınız örtülecektir. Ardından ürolog sistoskopu hafifçe idrar yolunuza sokacak ve yavaşça mesanenize doğru ilerletecektir. Bu sırada steril bir sıvı sistoskoptan mesanenize doğru akar, böylece idrar yolu ve mesane görülebilir hale gelir. Doktorunuz idrar kesesine girdikten sonra görerek DJ stentin ucunu bir aparat ile yakalayıp çıkaracaktır.


    İşlem yaklaşık 10–15 dakika alır. Bazı durumlarda işlem sonrasında idrar kesenizi boşaltmak için sonda takılabilir. Bu sonda genelde hastaneden çıkarken çıkarılır. Eğer genel anestezi uygulandıysa, ameliyat odasından gözlem odasına alınacaksınız ve rahat bir biçimde ayılıncaya kadar kalacaksınız. Sonda takılmışsa kanama açısından bir süre gözlenecek ardından sondanız çıkarılacak. Doktorlarınız herhangi bir sorun olmadığına karar verdiklerinde ailenizi ve arkadaşlarınızı görebileceğiniz cerrahi birime veya servise gönderileceksiniz.





    İşlem sonrasında ilk yaptığınız idrarlarda bir miktar hafif bir kanama olabilir, hastanede kaldığınız sürece bu açıdan kontrol altında olacaksınız.

    Genel anestezi ile yapılan müdahale sonrası işlemin yapıldığı gün, tren, otomobil veya uçak ile yolculuk edebileceğinize dair tatmin edici bir sonuca varıldığında taburcu edileceksiniz.

    Hastaneden taburcu olurken, ağrı ile ilgili ilaçlar ve bazen antibiyotikler reçete edilebilir. İlaçlarınızı nasıl kullanacağınız hemşire ya da doktorunuz tarafından size anlatılacaktır.

    Sistoskopi sonrası birkaç gün, idrar yaparken hafif bir yanma hissi duymak normaldir. İdrarda ya da idrar yaptıktan sonra az miktar kanama görebilirsiniz. Bu belirtiler genelde 24 saat sonra kaybolur. Bu belirtileri azaltmak için, işlem bittikten sonraki 2 gün boyunca 15-20 su bardağı su içmelisiniz.

    Aşağıdaki durumlarda lütfen doktorunuz ya da hastane ile irtibat kurunuz:

    • İdrar yapamadığınızda, çok ince idrar yapmaya başladığınızda ya da idrar yapmanız çok zor ve ağrılı bir hal aldığında.
    • İdrarınızda fazla miktarda kan ve pıhtı olması.
    •  Yumurtalarınızda şişme, kızarma ve ağrı olması.
    • Üşüme, titreme ve ateşin ortaya çıkması.
    • Ağrı kesicilere rağmen geçmeyen şiddetli ağrılarınız olması.

    Eğer yanma hissi devam ediyorsa, yirmi dakika küvette belinize kadar sabunsuz ılık suda oturmak ya da ılık duş almak iyi gelebilir.
     
    Eğer belirtiler 24 saatten fazla devam ederse lütfen testinizi yapan doktorunuzla bağlantıya geçin.

    Anesteziden 24 saat sonrasına kadar önemli kararlar vermeyin veya yasal belgeler imzalamayın, alkollü ve baharatlı yiyecekler tüketmeyin, motorlu araç kullanmayın, cinsel ilişkide bulunmayın ve ağır spor aktivite yapmayın, banyo yapabilirsiniz.

    Yukarıdaki açıklamalarda anlayamadığınız bir şey varsa lütfen çekinmeden doktorunuza veya hemşirenize danışmaktan çekinmeyin.
     

    Sözlük:

    Mesane: idrar kesesi, idrarın üretra yoluyla atılmadan önce geçici olarak depolandığı düz kaslardan oluşan esnek balon şeklinde ince kese.

    Prostat: erkeklerde mesane boynundaki üretrayı çepeçevre saran üç köşeli bez, meni sıvısına salgıları ile katkıda bulunur.

    Sistoskopi: ucu ışıklı bir alet olan sistoskop aracılığı ile alt idrar yollarını ve idrar kesesinin içini muayene etmek amacıyla yapılan işlem.

    Üretra: idrarın idrar kesesinden vücut dışına atılması sırasında içinden geçtiği ince tüp; ayrıca erkeklerde boşalma sırasında meninin de atıldığı kanal; erkeklerde mesane ile penisin ucu arasında uzanır, kadınlarda ise erkeğe göre daha kısa ince bir tüptür.

    Ürolog: erkek üreme sistemi ve idrar yolları hastalıkları konusunda uzman doktor.
     

  • Böbrek Nakli Sonrası Gebelik Planı: Yararlar ve Riskler

    Böbrek nakli operasyonu sonrasında kişinin genel sağlık durumu ile nakledilen böbreğin fonksiyonel durumu iyi olduğunda gebelik planı yapılabilir. Genel kanı gebelik için ideal zamanın böbrek naklinden sonraki 1–2 yıl olduğudur. Erken gebelik önerilmez, çünkü alıcının yeni böbreği ile uyum sağlaması birkaç ay alabilir. Diğer yandan, nakilden birkaç yıl sonra, kronik  rejeksiyon(1)   ve/veya böbrek fonksiyonlarında bazı bozulmalar ortaya çıkabileceği ve bu durumun da var olan bir gebeliğin sonlandırılmasına kadar gidebileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenlerden dolayı doğurganlık çağında olan bir alıcının kendisini takip eden hekimleri tarafından onay verilene kadar doğum kontrol yöntemini bırakmaması önemlidir. Gebelik planınız varsa bu isteğinizi naklinizi gerçekleştiren ekibiniz ile görüşmeli, ardından gebelik planı yapmalısınız.
     
    Bilimsel veriler erken böbrek fonksiyonu başlayan, bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavisi kararlı bir duruma gelen, organ reddi, yüksek tansiyon, proteinüri(2), hidronefroz(3)  veya kronik enfeksiyon bulgusu ya da şüphesi olmayan alıcılarda gebelik planı yapılabileceğini göstermektedir.  Bununla birlikte gebeliğin hidronefroz, idrar yolu enfeksiyonu ve idrar yollarında taş gelişme riskini arttırabileceği, gebeliğin son 3 aylık döneminde annenin genel sağlık durumunun kötüleşebileceği her zaman akılda tutulmalıdır.
     
    Gebelik planı kararlaştırıldıktan sonra, olası bir gebeliğin en kısa sürede belirlenmesi, annenin ve fetüsün(4)  yakın takip altına alınması ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların dozlarının ayarlanması çok önemlidir.
     
    Gebelik sırasında verilen bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar plasenta(5) bariyerini geçerler ama teratojenite(6) riskini arttırmazlar. 
     
    Organ nakli ekibiniz gebeliğiniz süresince sizi aşağıdaki durumlar açısından yakın takip altına alacaktır:
     
    • Hipertansiyon
    • Proteinüri
    • Böbrek fonksiyonları
    • Rejeksiyon
    • Enfeksiyon
     
    Gebeliğin 28. haftasında önce hipertansiyon ortaya çıkan hastalarda ölü doğum, düşük doğum ağırlığı ve anne karnında bebek ölümü olasılığı yükselir.
     
    Böbrek nakli geçirmiş üç gebe kadından ortalama birinde preeklampsi(7) ortaya çıkar; bu durum erken doğumla sonuçlanabilir. Proteinüri gebeliklerin son üç aylık döneminde %30–40 oranında olarak görülür. Bununla birlikte ilk aylarda proteinüri görülmesi ve bunun hipertansiyonla, kronik rejeksiyon veya glomerülonefritle(8)  bağlantılı olması, ciddi olumsuz gelişmeler olabileceğinin göstergesidir.
     
    Gebelikte böbreğin filtrasyon(9)  yükü artar, gebeliğin iyi fonksiyon gören bir nakil böbreğin fonksiyonlarını olumsuz etkilemesi enderdir, ama bazı yazarlar gebelik öncesi böbrek fonksiyonlarında bozulma eğilimi olan hastalarda 2 yıl içinde diyaliz gereksinimi oluşturacak biçim de giderek kötüleşebileceğini bildirmişlerdir. Gebelik sırasında böbreklerde erken dönemde saptanamayan işlev yetersizliği ilerleyici kronik subklinik(10)  rejeksiyonu gizleyebilir. Rejeksiyon gelişmesi olasılığı gebe olmayan transplant kadın hastalardakine oranla beklenenden daha yüksek değildir ve nakledilen böbrek kararlı yapıya geldiğinde nadiren rastlanır. Şüphe ortaya çıktığında rejeksiyon tanısı zor olabilir ve böbrek biyopsisi gerektirebilir.
     
    Gebelik süresince bakteri kaynaklı idrar yolu enfeksiyonu olasılığı normalden daha yüksektir, sık yapılan idrar kültürü yapılarak engellenebilir. Herpes(11), hepatit(12), ve cytomegalovirus(13)  gibi viral enfeksiyonlar gelişebilir ve bu enfeksiyonlar bebeğe geçebilir; cytomegalovirus enfeksiyonu yeni doğanda zihinsel geriliğe neden olabilir. Amniyotik sıvı(14)  kültürü her türlü fetal(15)  enfeksiyonu varlığını ortaya çıkaracaktır.
     
    Özellikle son üç ayda bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların dozları düşmeye eğilim gösterdiğinden bu açıdan daha yakın takip gerekebilir. 
     
    Hem tıbbi hem de kişisel nedenlerden dolayı nakil böbrek taşıyanlarda düşük oranları yüksektir. Yüksek oranda sezaryen (%50) ihtiyacı gözlenmektedir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların bebeğe geçme riski olduğundan emzirme önerilmemektedir ama bu konuyu sizi takip eden doktorunuz ile görüşmelisiniz. Doğumdan sonraki ilk üç ayda anne haftalık böbrek fonksiyon testlerinin de dâhil olduğu bir yakın izlem programına alınmalıdır.
     
    Böbrek nakli yapılmış bir annenin doğurduğu çocuğun, erişkin yaşamı dâhil, büyümesi ve uzun dönem sağlığı ile ilgili çok az sayıda yayın bulunmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, bebekler sıklıkla prematüre doğarlar ve doğum kiloları çok düşüktür. Buna ek olarak, %3–5 oranında yapısal malformasyon(16)   riski vardır. Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviye maruz kalan fetusta oluşabilecek uzun dönem etkilere ilişkin çalışmalar yeni yeni başlamıştır. Şu anda başka önemli veri bulunmamaktadır.
     
    Böbrek nakli olmuş ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç tedavisi altında olan babadan olan çocuklar klinik olarak genel popülâsyondan farklı değillerdir. Böbrek transplantasyonu uygulanmış annelerin bebekleri ile karşılaştırıldığında daha az sıklıkta düşük ortaya çıkar. Ancak, baba kalıtımsal bir hastalıktan etkilenmişse, bebeğe geçirme riski daha fazladır.
     
    Doğumdan sonra bebeğinizi takip eden çocuk doktoruna bebeğinizin gebelik boyunca bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara maruz kaldığını bildirmelisiniz. 
     
    Sözlük:
    1. Kronik rejeksiyon; nakledilen böbreğin nakilden uzun bir zaman sonra alıcı vücudu tarafından kabul edilmemesi, organ reddi.
    2. Proteinüri; idrarda protein bulunuşu.
    3. Hidronefroz; böbreğin içinde pelvis adı verilen idrar yollarının idrar birikimi sonucu şişip genişlemesi.
    4. Fetüs; üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde anne karnındaki bebeğe verilen isim, cenin.
    5. Plasenta; gebelik süresince anneden alınan gıda maddelerini fetüse iletmek suretiyle onun beslenmesini temin eden rahim iç duvarına tutunmuş yassı şekil gösteren oluşum. 
    6. Teratojenite; kusurlu organ veya doku oluşması, ağır şekil bozukluğu olan fetüs gelişmesi.
    7. Preeklampsi; gebeliğin son aylarında ortaya çıkan kan basıncı yükselmesi.
    8. Glomerülonefrit; özelikle böbreğin kanı süzüp idrar yapımında en önemli üstlenen glomerül adı verilen mikroskobik yapılarında iltihap ve harabiyetle belirgin böbrek hastalığı.
    9. Filtrasyon; bir sıvıyı süzgeç aracılığı ile süzme, süzgeçten geçirme.
    10. Ubklinik; 1. Göze çarpar klinik belirtiler göstermeksizin –hafif- seyreden hastalık. 2. Tipik belirtiler oluşmadan önceki; hastalığın erken devresi ile ilgili.
    11. Herpes; deri üzerinde yaygın küçük iltihabi içi sıvı dolu minik şişliklerle karakterize deri hastalığı.
    12. Hepatit; karaciğer iltihabı.
    13. Cytomegalovirus; insan ve maymunda ağır enfeksiyona neden olabilen virüs.
    14. Amniyotik sıvı; içinde embriyo ya da fetüsün bulunduğu amnion kesesi adı verilen kesenin içini dolduran sıvı.
    15. Fetal; fetüs ile ilgili, fetüse ait.
    16. Malformasyon; 1. Bir organ veya oluşumun doğuştan şekil bozukluğu göstermesi. 2. Kusurlu gelişim ile belirgin durum; anomali.
     
  • Preemptif Böbrek Nakli (Diyalize Girmeden Nakil) Nedir?

     
    Böbreğin bir dakikadaki idrar oluşturma hızına “glomerüler filtrasyon hızı” adı verilir. Böbreğin bu fonksiyonu dakikada 15 mililitrenin altına inmeye doğru ilerlediğinde hastaya diyaliz tedavisi başlanması gerekliliği ortaya çıkar. Böbrek yetmezliği hastalığının bu evresine gelmiş ama henüz diyaliz tedavisine başlanmamış bir hastaya böbrek nakli yapılması uygulamasına “diyalize girmeden nakil” ya da tıp literatüründe söylendiği gibi “preemptif böbrek nakli” adı verilir.
     
    Bu uygulama ile nakil sonrası enfeksiyon ve hipertansiyon gelişim oranlarının azaldığı görülmüştür. Ayrıca nakil sonrası ilk 1 yıllık dönemde nakil böbrek reddi oranının azaldığı gösterilmiştir. Ek olarak nakil sonrası 5 yıllık dönemde de böbrek reddi oranlarının azaldığına dair bildirimler vardır. 
     
    Bu yaklaşımda en önemli kriter kronik böbrek yetmezliği tanısı ile izlenen hastanın son döneme girmeden önce nakil yapan bir merkeze gönderilmesidir. Böylece diyalize başlanmadan hasta değerlendirilir ve tıbbı açıdan bir sakınca yoksa diyalize başlanmadan nakil yapılması olasılığı şansı yakalanmış olur. Özellikle son dönem böbrek yetmezliğine doğru hızlı bir ilerleme gösteren hastalarda bu nakil uygulaması yapılmaya çalışılmalıdır. Hastaya diyaliz tedavisi başlanmadığı için diyalize bağlı olası sorunlardan (enfeksiyon, kalp sorunları gibi) korunmuş olmaktadır.
     
    Uygulama daha çok canlı vericisi olan hastalara yapılmakla birlikte kadavra nakillerde de uygulanabilmektedir.
     
Genel Bilgi | Ekip | Hastalarımız | Merak Ettikleriniz | İletişim | Doktor Danışma Hattı

KENT HASTANESİ 8229/1 Sokak No:56 35580 Çiğli-İZMİR • Tel: (0232) 386 70 70 pbx • Faks: (0232) 386 70 71
2012 ©KENT HASTANESİ Tüm Hakları Saklıdır